Günahlarda Ruhunu Kaybetmek
Ben bu satırları, gecenin yarısında
Ve insanlığın çöküş çizgisinden yazıyorum.
Uyku haram, uyanmaksa ondan daha haram!
Dünyanın kalbi artık düzenli atmıyor;
Ritmini zalimlik, nefesini hainlik belirliyor.
Murdar sözler, mürteci ruhlarla karışmış;
Gaddarlık, taş yüreklerin yeni mitolojisi olmuş.
Sebatsızlık insan denen varlığın hafızasını silerken;
Ahlaksızlık ve sapkınlık,
Kendi karanlığını özgürlük diye pazarlıyor.
Kimseyi hedef almak için değil;
Herkesin yüzüne tutulmuş bir hakikat aynası olarak yazıyorum…
Çünkü çöküşün kaynağı hiçbir sınıf, hiçbir ideoloji, hiçbir topluluk değildir.
Kaynak insandır; Gölgesinden kaçtıkça kararan insan…
Zalimlik bir yönetim biçimi değil, bir alışkanlık hâline geldi.
Küçük zulümler, büyük kıyametleri büyütür.
Hainlik, artık maskesiz geziyor.
İhanet büyüdükçe sadakat gülünçleşiyor.
İnsanın bir namusu vardır. Sözün de olmalıdır.
Bu çağın gerçek salgını çürümüşlüktür.
Teknolojik, parlak, pırıltılı bir tabutun içinde yaşıyoruz.
Ruhlar ölmeden önce bedenler ölüyor sanıyorduk;
Meğer önce ruh ölürmüş, beden onu sadece takip edermiş.
Güç, merhametsizliğin diğer adı değildir.
Merhameti terk eden toplum, kendini terk eder.
Gaddarlığın soğuk mermerini kırmak için sıcağı,
İnsanın içindeki o son közde arıyorum …
Bir çağ düşün ki sözler bir rüzgâr,
İnsanlar bir yaprak kadar hafif…
Sadakat, sabır, tutarlılık; hepsi birer “eski moda” sanılıyor.
Kökü olmayan ağaç büyümez.
Sözü olmayan insan hiç büyümez.
Ahlaksızlık artık gizlenmiyor,
Aksine “cesaret” diye alkışlanıyor.
Sapıklık; sınırların, ölçünün, özün kaybı…
Özgürlük, yozlaşma değildir.
Özgürlük, kendine hâkim olmaktır.
Çağ, onu dolduran insanın aynasıdır.
Biz bozuldukça zaman kararıyor;
Biz uyudukça karanlık çoğalıyor.
Karanlığa teslim olmayacağım.
Zulme, ihanete, çürümüşlüğe, gaddarlığa, sebatsızlığa
Ve sapkınlığa karşı,
Kalbimi ve irademi yeniden dirilteceğim.
Zalimliğin mührü vurulmuş çağın alnına,
İnsan dediğin gün döndükçe kararıyor.
Hainlik, bir sokak köpeği gibi, her kapının eşiğinde,
Merhamet çekilmiş dünyadan, gökyüzünden bakıyor.
Mürdelik,ruhların çürümesi demekti eskiden,
Şimdi ise herkes onu gurur nişanı gibi taşıyor…
Gülüşler sahte, acılar dekor, dostluklar figüran.
Gaddarlık bir çiçek gibi büyüyor avuçlarda...
Çocukların oyunlarına bile kan karışmış,
Sevda kavramı ayaklar altında…
Ve insanlar, sadık değil aslına…
Kendi yüzlerine bile tahammül edemiyorlar,
Aynaya baktıklarında… Ve ahlaksızlık…
Adına modernlik diyorlar,
Sapkınlığı özgürlük sanıyorlar,
Kendini yitirmeyi kimlik diye pazarlıyorlar.
Geceler bir Pazar yeri,
Ruhlar satılık,
Bedenler kiralık,
Vicdanlar rehin…
Aynaya bakmalı insan;
Kendiyle yüzleşmeli…
En büyük yarayı kendi yüzünde görmeli.
Ötelerden gel denildiğinde,
Başı dik yürümeli kendi ufkuna…
Zalımlıktan sapkınlığa uzanan bu yol,
Tek bir soruya çıkıyor sonunda:
Bu çağ mı kötüydü, yoksa biz mi?
Lebidi Halet